
Akastos
Akastos, Yunan mitolojisinde Argonotlar arasında yer alan ve cesaretiyle öne çıkan bir kahramandır.
Kategori
Fani
Cinsiyet
Erkek
Baba
Peleus
Anne
Antigone
Akastos – Yunan Mitolojisinde İolkos'un Prensi
Akastos, Tesalya’nın gözde kentlerinden biri olan İolkos’un kralı Pelias’ın oğluydu. Babasının baskın ve korku salan gölgesinde büyümüş, onun taht uğruna döktüğü kanları seyrederek yetişmişti. Pelias, İason’u tahtından uzaklaştırmak için türlü oyunlara girişirken, genç Akastos, sarayın mermer taşlarında sessizce dolaşır, gücün anlamını ve ihanetin kokusunu öğrenirdi. Bir gün onun da bir seçim yapmak zorunda kalacağını hissederdi. Güce boyun eğmek mi, yoksa kendi yolunu çizmek mi?
Pelias’ın zalimliği ve kibri, İason’un Argonotlarla birlikte Altın Post'u aramak üzere yola çıkmasına neden olduğunda, Akastos babasının gölgesinden ilk kez sıyrılmak istedi. Argonotlar arasında yer aldı. Bu karar, onun hem kaderini hem de onurunu şekillendirecek bir yolculuğun başlangıcıydı.
Altın Post’un Peşinde: Argonot Seferi
Akastos, Argonotlar arasında en seçkin savaşçılardan biri değildi, ama dikkati, temkinliliği ve aklı ile öne çıkardı. İason'un liderliğinde yola çıkan Argo gemisinde, tanrıların seçtiği kahramanların arasında bir prens gibi değil, öğrenmeye çalışan bir adam gibi yer aldı. Kolhis’e kadar uzanan bu destansı yolculukta, sirenlerin büyüleyici şarkılarına kulak tıkamayı, yabancı toprakların hain tuzaklarını sezebilmeyi ve birlik ruhunun ne demek olduğunu öğrendi.
Ancak asıl dersini, eve döndüğünde aldı. Zira Altın Post’un ele geçirilmesi, sadece Pelias için değil, onun için de bir sınav olacaktı.
Babası Pelias'ın Düşüşü
İason, Altın Post’u ele geçirip Kolhis’ten döndüğünde yanında Medea da vardı. Medea’nın büyüleriyle Pelias’a dehşetli bir son hazırladığı anlatılır. Bazı anlatımlarda Pelias’ın kızlarını, babalarını gençleştirme vaadiyle kandırıp onu öldürmeye ikna ettiği söylenir. Bu ihanetin, tanrılardan bile saklanamayacak karanlık bir büyü olduğu açıktı.
Ve Akastos, işte burada kaderiyle yüzleşti. Bir yanda Medea’nın büyüsüne kapılan halk, diğer yanda ailesinin kanı ve babasının yıkılışı. Akastos, Medea ve İason’un bu cinayetini öğrenince onları İolkos’tan kovdu. Kral olmuştu artık. Fakat bu tahta kanla oturduğunu unutmayan bir krald ı. İntikam peşinde koşmadı; ama güven duvarlarını kalın ördü. Güçle değil, dikkatle hükmetmeye karar verdi.
Peleus’un Akastos ile Sınavı
Akastos’un en bilinen ve tartışmalı eylemlerinden biri, kahraman Peleus ile olan ilişkisi oldu. Peleus, Akastos’un sarayına sığındığında geçmişinde işlediği bir cinayetten (kasıtsız bir öldürme) dolayı arınmak istemişti. Akastos onu bağışladı, misafir etti. Ancak Akastos’un eşi Astydameia, Peleus’a gönlünü kaptırınca işler değişti.
Peleus, bu ilgiyi reddedince, Astydameia onu iftirayla suçladı. Akastos, doğrudan bir suikasta yeltenmedi; çünkü tanrıların Peleus’a olan sevgisini biliyordu. Ancak zekice bir plan kurdu. Peleus’u av bahanesiyle Pelion Dağı’na götürdü, uykusunda silahlarını çaldı ve onu yalnız bıraktı. Dağda uyanan Peleus, silahsız şekilde sentorların saldırısına uğradı. Ne var ki tanrılar onun tarafındaydı. Deniz tanrıçası Thetis ona yeni silahlar gönderdi ve Peleus hayatta kalmayı başardı.
İntikam gecikmedi. Peleus, geri döndü ve Akastos’un kentini talan etti. Astydameia’yı öldürdü, şehri yıktı, Akastos’un kaderini tarihin tozlu sayfalarına gömdü.
Sessiz Bir Son
Akastos’un ölümüyle ilgili anlatılar net değildir. Kimi kaynaklar, Peleus’un elinden öldüğünü, kimileri ise sürgüne gönderildiğini ve gözlerden uzak bir hayatta yaşamını yitirdiğini söyler. Ancak ne olursa olsun, Akastos’un hikâyesi, gücün, sadakatin ve ihanete karşı aklın trajik bir dengesidir. Ne babası gibi zalim olabildi, ne de Peleus gibi tanrıların gözdelerinden biri. O, gri bölgede kalmış bir figürdü. Kahramanlar çağının kırılgan, unutulmuş tanığı.