top of page
Yunan mitolojisinde Kimmeryalılar, güneş görmeyen sisli diyarlarda yaşayan gizemli halk.

Kimmeryalılar

Yunan mitolojisinde hiç bitmeyen karanlıkta yaşayan, sisler ve buzlarla çevrili gizemli halk.

Güneşsiz Ufukların Halkı: Kimmeryalıların Gölgeyle Örülü Sessizliği

Bazı halklar zamanla değil, karanlıkla tanımlanır. Adları bir kıyıda anılır ama gölgeleri mitlerin derinliklerine siner. Kimmeryalılar böyle bir halktı: Güneşin doğmadığı, gökyüzünün griye döndüğü, ruhların inip çıktığı sınırlarda yaşayan sessiz bir kavim. Onlar ne tanrılarla dost oldular ne de kahramanlara yol gösterdiler. Ama kadim dünyanın haritasında, ölümle yaşam arasındaki sınırın bekçileri gibi var oldular.

Homeros’un Bahsettiği Sınır Ülkesi

Kimmeryalılar ilk kez Homeros’un "Odysseia"sında karşımıza çıkar. Odysseus, ölülerin ruhlarını çağırmak için karanlık bir ülkeye, Okeanos’un ötesine gider. İşte orası, “Güneşin hiç doğmadığı topraklar” olarak tanımlanan Kimmeryalılar’ın ülkesidir. Güneş onları es geçer; gece oraya düşer ama sabah asla uğramaz.Bu tanım, Kimmeryalılar’ın mitolojik düzlemde gerçeklik ile ölüm ötesi arasındaki geçiş alanında yaşadığını gösterir. Onlar yaşayan ama neredeyse ölüler kadar sessiz bir kavimdi; ne tanrılarla ne insanlar arasında tam olarak yer bulmuşlardı.


Karanlığın İnsanları mı, Yoksa Gölge Tanıkları mı?

Kimmeryalılar, Homeros’un dışında doğrudan kahramanlık hikâyelerine konu olmazlar. Ancak varlıkları, karanlık, soğuk ve ölümün eşiğindeki yaşamı simgeler. Onların yaşadığı ülke, Okeanos’un çevresinde, yeraltı dünyasına yakın, Hades’in sınır komşusu gibidir. Bu halk, öyle bir coğrafyada yaşar ki, gökyüzünün hareketi bile onlara uğramaz. Şafak orada doğmaz, gün batmaz. Bu yüzden Kimmeryalılar’ın evleri, sessizlik ve sisle inşa edilmiştir. Onlar, gölgelerle konuşan, karanlığı evcilleştirmiş, kaderin ıssız köşesinde unutulmuş bir kavimdir.


Gerçek Halk mı, Mitin Bedeni mi?

Kimmeryalılar tarihsel olarak Karadeniz’in kuzeyinde yaşamış göçebe bir halk olarak da anılır. Ancak Yunan mitolojisinde bu gerçek halk, mitin hayalî sınırlarına yerleştirilmiş, ölümün eşiğindeki bir kavme dönüştürülmüştür. Böylece hem tarihsel hem mitolojik bir varlık hâline gelirler. Onlar, Yunanlılar için “öteki”nin, “bilinmeyenin” ve en çok da “ölümün hemen öncesindeki sessizliğin” vücut bulmuş hâlidir.


Ruhların Geriye Döndüğü Toprak

Odysseus, ölülerin ruhlarını çağırmak için Kimmeryalılar’ın ülkesine gelir. Orada kurbanlar sunar, kanı toprağa akıtır ve ölülerin sesi karanlıktan yükselir. Teiresias konuşur, annesinin ruhu belirir, kahramanların gölgeleri onu izler. Kimmeryalılar bu esnada görünmezler; çünkü onların işi yalnızca sınırda beklemektir. Onlar geçişin koruyucularıdır. Ne müdahale ederler ne konuşurlar. Varlıkları, yalnızca ölümle yüzleşenlere tanık olur.


Sessizliğin Adı: Kimmerya

Kimmeryalılar’ın hikâyesi, hayatta kalmanın değil, sessizliğin tanrılara bile anlatamadığı bir hâlin hikâyesidir. Onlar ne kahraman oldular ne de düşman. Ama her kahraman, eninde sonunda onların topraklarından geçmek zorunda kaldı. Çünkü yaşamın sonundaki karanlıkta, Kimmeryalılar bekliyordu: Güneşsiz, gölgesiz, ama unutulmamış bir halk olarak.

bottom of page