top of page
Yunan mitolojisinde Akhilleus’un sevdiği esir kadın, Agamemnon’la çatışmanın nedeni Briseis.

Briseis

Briseis, Yunan mitolojisinde Truva Savaşı’nda Akhilleus ile olan ilişkisiyle tanınan esir prensesidir.

Kategori

Fani

Cinsiyet

Kadın

Baba

Briseus

Briseis – Yunan Mitolojisinde Akhilleus'un Sevgilisi

Briseis, asıl adıyla Hippodameia, Lyrnessos krallığının prensesiydi. Bazı kaynaklarda kocası kral Mynes’tir, bazılarına göre ise Lyrnessos’un ileri gelenlerinden biridir eşi. Her durumda, Briseis mutlu bir yuvanın, yerleşik bir hayatın, evcil ve huzurlu bir kaderin kadınıydı savaş henüz kapısını çalmadan önce. Fakat Truva Savaşı, yalnızca büyük şehirlerin değil, çevresindeki küçük krallıkların da kaderini alt üst etmişti.

Akhilleus, Aias ve Odysseus ile birlikte Lyrnessos’u yağmaladığında, Briseis her şeyini kaybetti. Kocasını, kardeşlerini, ailesini… Kent yandı, duvarlar yıkıldı, tanrılar sessiz kaldı. Ve o, yıkıntıların arasında hayatta kaldığı için “ganimet” sayıldı. Akhilleus tarafından alınan paylardan biriydi artık o. Fakat bu hikâyenin burasında sıradan bir esir anlatısı sona erer; çünkü Akhilleus’un öfkesi, bu kadının üzerinden yazılır.

Kahramanın Kalbinde Sessiz Bir Gölge

Akhilleus onu aldı. Ama beklenmeyen bir şey oldu: Briseis, Akhilleus’un çadırına girdiği andan itibaren ona yalnızca bir savaş ganimeti gibi davranmadı bu büyük savaşçı. Kimilerine göre ona âşık oldu. Kimilerine göreyse, Briseis’in gözyaşlarında kendi annesinin hüznünü, kendi insanlığını gördü.

Briseis, çadırda sessizdi ama çökük omuzlarında taşıdığı haysiyet, Akhilleus’un zırhından daha ağırdı. O konuşmadı ama onun sessizliği Akhilleus’un içinde fırtınalar estirdi. Başkalarının alaya alacağı bir duyguda, Akhilleus bu kadını kaybetmenin korkusunu tattı. Bu yüzden Agamemnon, Apollon’un gazabını durdurmak için elinden aldığı Khryseis’in yerine Briseis’i isteyince, Akhilleus’un dünyası yıkıldı.


Tanrılara Başkaldıran Bir Öfke

Akhilleus, Briseis’in elinden alınmasını bir hakaret değil, bir kimlik kaybı olarak yaşadı. Çünkü o kadın, onun öfkesinin huzura kavuştuğu tek limandı. Ve bu liman elinden alındığında, savaşa sırt çevirdi. O an, Truva Savaşı’nın kırılma noktalarından biriydi. Akhilleus savaşmayı bıraktı. Mikenliler yıprandı. Patroklos öldü.

Bütün bu zincirleme felaketler, Briseis’in sessiz adımlarıyla başlamıştı. Ama o, bu kırılmaların merkezinde hiç konuşmadı. Gözyaşları aktı ama sözleri yoktu. Kadınların, özellikle de esir kadınların mitlerde suskun yazıldıkları bir örnekti Briseis.


Aşk mı, Teslimiyet mi?

Akhilleus’un Patroklos’un ardından tekrar savaşa dönmesinden sonra Briseis ona geri verildi. Ama artık hiçbir şey aynı değildi. Akhilleus’un gözleri intikamla doluydu, Briseis’in yüreği ise parçalanmıştı. O an, ikisi de birbirlerine sarıldılar; ama bu sarılış, sevginin değil, yitirilen şeylerin yasını tutan iki yüreğin son buluşmasıydı.

Homeros, Briseis’in Akhilleus’un ölümünü yaşayıp yaşamadığını söylemez. Ne savaş sonrasında ona ne olduğu bilinir, ne bir mezarı vardır, ne bir ağıtı. Ama onun adı, Akhilleus’un öfkesini başlatan, Truva Savaşı’nın akışını değiştiren bir fısıltı olarak kalır.


Kadının Sessizliği, Tanrılardan Bile Güçlüydü

Briseis, bir kraliçeydi ama tahtını savaşta yitirdi. Bir eşti ama kocasını Akhilleus’un ellerinde kaybetti. Bir esirdi ama kaderin en büyük kahramanını diz çöktürdü. Onun hikâyesi, sessizliğin nasıl haykırabileceğini; bir kadının varlığının, savaşların yönünü bile değiştirebileceğini anlatır. Adını unutmuş olsalar da onun yası, hâlâ Truva surlarında dolaşır. Çünkü bazen bir kadının suskunluğu, bütün destanların gürültüsünden daha çok yankı yapar.

bottom of page